Diyetisyen, küçük cam kavanozu masanın üzerine bıraktığında bakışları sertleşti. Kapağı açmadı; sanki içindekine bakmak bile istemiyordu.
“Getirdin demek…” dedi yavaşça. “Umarım yanılırız. Ben bunu hemen laboratuvara göndereceğim.”
Selin’in yüzünde belirsiz bir umut belirdi.
“Umarım,” dedi. “Kaç gün içinde incelemeniz sonuçlanır peki?”
“En kısa zamanda sonuçlanmasını sağlayacağım,” diye yanıtladı diyetisyen. Bu cümledeki acele, Selin’in gözünden kaçmadı.
Selin sesini düşürdü, neredeyse fısıldadı.
“Eşim telefonumu kontrol ediyor,” dedi. “Siz bana yazmayın sakın. Annesi hakkında şüphe ettiğimizi öğrenmesini istemem. Ben bir şekilde tekrar gelirim buraya.”
Diyetisyen aniden doğruldu.
“Tamam,” dedi net bir tonla. “Ama sonuçları görene kadar o kürden sakın içme!”
Selin başını salladı.
“Peki,” dedi. “Öyle yapacağım.”
Test sonuçları geldiğinde diyetisyen ekranın başında dona kaldı. Gözleri satırlar arasında gidip gelirken kalbi hızlandı.
Aman Allah’ım!
Bu okuduklarım gerçek mi? İnanamıyorum…
“Bu karışım…” dedi laboratuvar görevlisine dönerek, sesi titrek ama kontrollüydü.
Görevli başını salladı.
“Evet, bitkisel,” dedi. “Ama her bitkisel ürün masum değildir. Bu da onlardan biri.”
Ekranı işaret etti.
“Bağırsak florasını uzun vadede çökerten bitkiler var. Kısa vadede iyi hissettirir. Ama sonrası… yorgunluk, depresyon, tükenmişlik.” Kısa bir duraksama oldu. “Hatta ölümcül bile olabilir.”
Diyetisyenin yüzü bembeyaz kesildi.
“Ve bu oranlar…” dedi boğuk bir sesle. “Bunları sadece bilen biri yapabilir. Rastgele olması mümkün değil. Kasıtlı yapılmış.”
Laboratuvar görevlisi derin bir nefes aldı.
“Belli ki bunu yapan kişi ne yaptığını biliyor.”
Diyetisyen ellerini masaya dayadı.
Aman Allah’ım!
Onu hemen uyarmalıyım.
Ertesi gün Semra teyze kliniğe gülümseyerek girdi. Elinde bir poşet vardı.
“Merhaba güzel kızım,” dedi neşeyle. “Bahçeden sebzeler topladık. Selin kızım teşekkür için size de getirelim istedi.” Gözlerini kısıp ekledi: “Bu aralar sanki daha iyi görünüyor. Çok teşekkür ederiz.”
Diyetisyen poşete baktı, sonra Semra’nın yüzüne.
“Kısık sesle,” diye mırıldandı, “sıradaki bitkisel zehir benim için galiba…”
Semra kaşlarını çattı.
“Anlamadım hiç,” dedi. “Ne dedin kızım?”
Diyetisyen hemen toparlandı.
“Selin, ona bir kür içirdiğinizden bahsetmişti,” dedi. “Çok özel bir tarif olmalı. Sahiden ne katıyordunuz içine? Selin’i etkilemiş olabilir, belki.”
Semra’nın yüzü bir anda çöktü. Gözleri doldu, dudakları titredi. Ağlamaya başladı.
“Ah kızım,” dedi hıçkırarak. “Ben nereden anlayayım öyle şeyleri. Aktardan aldım işte… İyi gelsin diye…”
Diyetisyen dikkatle izliyordu.
“Peki,” dedi sakin ama bastırılmış bir ciddiyetle, “tarifi siz mi vererek hazırlatıyorsunuz?”
Semra bir anda sesini yükseltti.
“Yok artık!” dedi. “Ben yaşlı kadınım. Ne işim olur böyle şeylerle? Ben anlamam. Güç versin dedim, onlar yaptı verdi. Kötü bir şey olduğunu bilsem içirir miydim hiç kızıma?”
Bir şeyler saklıyor, diye düşündü diyetisyen.
Yoksa neden bu kadar büyük bir tepki versin?
Semra gittikten sonra diyetisyen sandalyesine çöktü.
“Off,” dedi kendi kendine. “Şu kızcağızı bulup bir şekilde uyarmam lazım. İçim hiç rahat değil.”
Aynı saatlerde Semra teyze telefondaydı. Sesi sinirliydi.
“Oğlum,” dedi, “kimse bizden şüphe etmesin diye her yere getirdik ama bu diyetisyen galiba bir şeyler öğrenmiş. Allah kahretsin… Hani asla anlaşılmazdı bu, tahlilde falan nasıl anladı bilmiyorum.”
Bir an durdu.
“Emin olduğunu sanmıyorum gerçi,” dedi. “Sadece şüphe gibiydi ama sinirlerim bozuldu!”
Diyetisyen, koridorda yürürken bu konuşmayı duydu. Olduğu yerde kaldı.
Semra’nın sesi devam ediyordu.
“Neyse ya, ben onu bunu bilmem! Karın bir daha buraya gelmeyecek. Ben halledeceğim. Planımızı kimsenin bozmasına izin vermeyeceğim!”
Diyetisyen kalbinin göğsünü delip çıkacak gibi attığını hissetti.
Eşi de işin içinde…
Aman Allah’ım!
Hızla masasından bir kâğıt aldı. Şüphelerini, test sonuçlarını, gördüğü her detayı aceleyle yazdı.
“Bu bir tedavi değil,” diye fısıldadı. “Bu… büyük bir plan!”
Kâğıdı elinde sımsıkı tutarak kapıya yöneldi.
Selin’i bulmalıyım.
Hemen.
